15 YIL ÖNCE, BUGÜNKÜ DOSAB`I HAYAL BİLE EDEMEZDİK

Güncelleme: 4 Ocak 2013, Görüntülenme:1020

DOSAB Perspektif Dergisi’nde, ‘Eski Başkanlarımız’ başlığı altında başladığımız söyleşi bölümümüzün ilk konuğu 1996-1997 yıllarında DOSAB Yönetim Kurulu Başkanlığı yapan, 2000’li yıllarda da yönetici olarak hizmet üreten Ali Yedikardeş oldu.

Yedikardeş Tekstil AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Ali Yedikardeş, çöplerin bile toplanmadığı, yolların çamur olduğu, elektriğin zorla alındığı sıkıntılı günleri hatırladıkça tebessüm ediyor, “Bugünün DOSAB’ını o yıllarda hayal bile edemiyorduk. Hayal ötesi bir şeydi bizim için. Ama 2000’li yıllarla birlikte ülkenin en modern bölgesini yarattık” dedi. Yedikardeş’in sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle.

- Sizin DOSAB’la tanışmanız nasıl oldu?

- Ben 1989 yılında Demirtaş Sanayi Bölgesi’ne geldim. Onun için 1987’de kurulan Demirtaş Sanayiciler Derneği kuruluş ve çalışmalarında bulunamadım. 1994 yılında yöneticilik hayatım, dönemin DOSAB Başkanı Adnan Şentürk ile beraber başladı. 1996-97 yıllarında da DOSAB Başkanlığı yaptım. Müteşebbis heyetle yönetiliyorduk ve vali heyet başkanıydı. Tabii, o zamanlar başkanlık veya yöneticilik yapmak çok zordu.

- O zorluklar nelerdi?

- Bölgede sanıyorum 80-90 fabrika vardı. Bölgenin geliri yoktu. Sadece sanayiciden alt yapı katılım bedeli topluyor ve bununla bir şeyler yapmaya çalışıyorduk. Bölge müdürlüğü için 1992’de sanırım bir prefabrik bina yapılmış oradan hizmet verilmeye çalışılıyordu. Alt yapı yoktu. Her sanayici kendi bacağından asılıyordu. Örneğin elektriği sanayici kendisi getiriyordu. TEDAŞ’a parasını veriyor elektrik alıyordu. Direkleri sanayici kendisi getiriyordu. Lodos olduğunda birkaç gün fabrikalar kapatılıyordu. Çöpümüz toplanmıyordu. Fazla çöpü olan sanayiciler kamyon tutarak çöplerini gönderiyordu. Bazılarımız bahçelere gömüyorduk. İmkanlar çok kısıtlıydı.

Yollarımız yoktu, çamurdu. 50 lira alt yapı bedeli topluyorsak 500 liralık iş yapmamız gerekiyordu. Köy Hizmetleri, DSİ, Karayolları, Belediye gibi kurumlara gidip deyim yerindeyse yalvarıyor, makine istiyorduk. İşçilerin yevmiyelerini veya mazotu biz veriyor, araçlarını kullanıyorduk. Yollara çakıl yayılıyordu. DOSAB böyle günlerden doğdu.

- Bugün geldiği noktaya baktığınızda ne düşünüyorsunuz?

- O günleri hatırlayıp bugüne baktıkça, hayretler içinde kalıyorum. O zamanlar bugünkü DOSAB’ı hayal bile edemiyorduk. Çamurun içinden çıkıp, bugün her tarafı asfalt, alt yapısı bitmiş, elektriği yer altından gelen, kesintisiz suyu, doğalgazı, arıtma tesisi, modern çevresi ile bir bölge olacak. Gerçekten kısa sürede çok yol kat ettik, nereden nereye geldik. Kanalizasyonun, çöp toplamanın, soğuk asfaltın lüks olduğu 15 yıl öncesinden bugünü görmek çok zordu. Çok zor şartlarda sanayiciye hizmet etmeye çalışıldı. Tüm yönetimlerde görev yapan arkadaşlarım bir şeyler kattı. Hepsine teşekkür ediyorum.

- DOSAB’ın bu gelişiminde önemli dönüm noktaları nelerdi sizce?

- Tabii 2000 yılında 4562 sayılı OSB Yasasının çıkması ile birlikte DOSAB kurumsal bir kimlik kazandı ve gelir etme şansını yakaladı. Ben başkanlıktan sonra 2000 yılların başında Mustafa Taşdelen başkanlığında yine yönetimde görev aldım. Bölge Müdürümüz Nezih Beyle (Ertunga) ile birlikte çalıştık. Nezih Bey, tecrübesi ve çalışkanlığı ile bölgemize çok şey kazandırdı. Hizmetleri çoktur ve öngörüleri ile çok şey kazandırmıştır.

Elbette yasa çıktı ama ilk zamanlarda insanları ona uydurmak zordu. İyi-kötü bir düzen kurulmuştu. Ama öbür taraftan yasanın verdiği yetki ve gücü kullanmak istiyorduk. Elektrik, doğalgaz alıp-satmak, su işini çözmek ve alıp satmak istiyorduk. Ben o dönem su komisyonu başkanlığı yaptım.

Demirtaş Belediyesi’nden suyu alıp sanayiye vermeye başladık. Yüzde yüz karla, ayda 15 milyon liralık su satıyoruz, Belediye bize 35 milyon lira fatura kesiyor, zarar ediyoruz. Birkaç ay böyle gitti. Sonradan mahkeme kararı ile ortaya çıktı ki, belediye kaynaklı bir teknik konu nedeniyle biz kullanılandan fazla su parası ödeyip zarar ediyoruz. Bir yandan da belediye su yetersiz olduğu zaman sanayi suyunu kesiyordu. Sonuçta Nezib Bey, o dönem BUSKİ ile görüşüp, suyu oradan almamızı sağladı. Sonradan sudan kar etmeye başladık.

Benim DOSAB’da yöneticilik görevim 2007 yılına kadar devam etti. Ertuğrul Kaplan başkanlığında da birlikte çalıştık. Yasa ve yönetmeliklerin ardından, 2002 yılından itibaren DOSAB yatırım yapıp gelir elde etmeye başladı. Elektrik, doğalgaz, su gibi gelirler o dönem yüksekti, şimdi değil. Dolayısıyla bizim için de şans oldu gerçekten örnek olan yatırımlar yaptık. Sanayici rahatladı, bugünkü modern DOSAB ortaya çıktı. Bugün bu bölgede olmaktan ben de diğer tüm sanayicilerimiz de gurur duyuyor.

- Peki alt ve üst yapısını bitirmiş, SCADA Merkezi gibi modern yatırımlarını yapmış bir bölge, bundan sonra neler yapmalı? Bugün ve bundan sonrası için beklentileriniz ne?

- Ben artık DOSAB’ın en önemli işinin uzun süredir görüştüğümüz ileri arıtma yatırımını yapmak olduğunu düşünüyorum. Çünkü burası tekstil ağırlıklı bir bölge ve 45’e yakın boyahane bu işin kalbi. 2012’de de işler çok iyi gitti. Bu boyahanelerin çalışması ve en önemlisi çevre için bizim bu yatırımı yapmamız gerekiyor. Bugün 70 bin ton/gün kapasiteli atık su arıtma tesisimiz var. Buradan çıkan suyun 50 bin tonunu ileri arıtma ile geri kazanıp tekrar proseste kullanmalıyız. Buna mecburuz. Hem çevre açısından, -çünkü yeraltı suları azalıyor- hem de geleceğimiz açısından… Yakın gelecekte Trakya’da olduğu gibi bizde de ciddi çevre yaptırımları gelecektir. Bu gelmeden biz bu işi DOSAB olarak yapmalıyız. 8-10 milyon euroluk bu yatırım bugüne kadar gündemimizdeydi, ancak sadece boyahanelerin finansmanını karşılamasını isteyenler, DOSAB genel bütçesinden yapılmasını isteyenler oldu. Tartışmalar arasında yapamadık. Benim fikrim, genel bütçeden bunun yapılması. Çünkü zaten boyahaneler DOSAB’a bugüne kadar çok katkı sağladı.

- Enerji santrali yatırımı ile sıcak su, buhar ve elektrik üretimi yatırımı da gündemde. Buna bakışınız nasıl?

- Bence ileri arıtmadan sonra önceliğe sahip olan bir proje bu. Elbette olmalı; buharın, suyun rantabl şekilde taşınması mümkünse, fayda sağlayacaksa olmalı. Ama önce su konusunu çözmeliyiz. Ardından doğalgazdan değil yerli yakıt olan kömürden bu yatırım yapılabilir. Zaten mevcut yönetim de kömür konusunda çalışıyor.

- Son olarak iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?

- DOSAB’ın ilk yıllarında, bizim başkanlık yaptığımız zamanlarda sanayiciler arasında dayanışma daha fazlaydı. Birlik beraberlik içinde hareket eder, her ay düzenli yemeklerle her şeyi konuşur tartışır ve yapardık. Bugün bu özelliğimizi kaybettik. O yemeklerde bölgeye yeni gelen arkadaşlar herkesle tanıştırılırdı. Bugün bir araya geldiğimizde çoğunu tanımıyoruz. Modern yaşamdan mı, varlıktan mı bilemiyorum, yokluk dönemlerinde birlik ve beraberliğimiz daha fazlaydı, sıcak ilişkiler vardı. Şimdi bolluk bereket var. Bölgenin sıkıntıları bitti, ancak kimse kimseyi tanımıyor.